16 Eylül 2012 Pazar

BİR TEORİK MODA...


Marx, Kırım Savaşı’yla ilgili yazılarında Fransız Devrimi’nin etkilerinin gecikerek de olsa Petrograd ve İstanbul’da da hissedileceğini yazmıştı. 21. Yüzyılın başında “modernleşme” karşıtı teorisyenlerin derdi bu olsa gerek: Fransız Devrimi’yle başlayan burjuva demokrasisi ve özgürlüğünün Batı Avrupa sınırları dışına taşmaması. Bu teorinin tam da Medeniyetler Savaşı’na denk getirilmesi nasıl bir rastlantıysa, bütün anti-sömürgeci, ulusal ve sosyalist devrimler “modernite” başlığı altında olumsuzlanıyor. Ama bu teori ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelenda gibi İngiliz sömürgeciliğinden devrimle kopan ya da İngiliz İmparatorluğu’yla farklı bağlılık ilişkilerini sürdüren ülkeleri içine almıyor. Çünkü medeniyetler savaşında bu modernleşmiş ülkeler tekelci sermaye saflarında.


Ekim Devrimi, Türk Kurtuluş Savaşı, Çin Devrimi, Üç Kıta’da sömürgeciliğin tasfiyesi hep “modernleşme” diye olumsuzlanıyor. Olumsuzlanan sadece devrimler değil, sanayileşme, “Batılılaşma”nın ağırlığını hissettirdiği kentleşme, proleterleşme, vb. gibi süreçler. “Modernleşme” aynı zamanda Aydınlanma, Batılı burjuva demokrasisi, insan hak ve özgürlükleri, sosyalizm ve komünizm gibi değerlerin aynı sermayenin yayılması gibi tüm dünyayı sarması.

Batı üniversitelerinde sosyal araştırma tezlerinde hangi moda geçerliyse, Paris moda haftasında sergilenen kıyafetler gibi tüm dünya medyaları ve akademik çalışmalarında tekrarlanıyor.  Bundan en çok zarar gören görüşlerden biri de Marksizm! 1968 ve 1978 kuşağı Marksizm’i sorunlu çevirilerle de olsa ana kaynaklarından öğrenmişti. 21. Yüzyıl kuşağının esen rüzgâra, değişen modaya göre dalgaya kapılması isteniyor. Yaklaşık 10 yıl önce “post” sıfatlı teoriler, sonra post-modernizm, arkasından “ötekileşme,” şimdilerde post-modernizme eklenen “modernleşme” teorileri, tıpkı yeni telefon ve iphone modelleri gibi çöplüğe gitmeden önce mutlaka bir Türkiye’ye uğruyor. İnsanlar ideolojik besinlerini bunlardan alıyor. Burada bir yanlış anlamaya hemen son vermek isterim. 19. Yüzyılda Marx ve Engels insanlığın felsefe, doğa ve toplum bilimleri alanlarındaki bütün zenginliğinden yararlandılar. Lenin 20. Yüzyıl başında modern fizikteki gelişmeleri günü gününe takip ederek “Materyalizm ve Ampriyokritsizm”i yazdı. Emperyalizm teorisi de ondan önce Hilferding, Buharin, Kautsky, Luxemburg gibi teorisyenlerin katkılarının eleştirisiyle oluşturuldu. Demek ki sorun önüne yığılan bilginin eleştirisini yapabilmekte yatıyor.

“Prag Baharı”yla başlayıp devam edin: “Türk” “Arap” “Doğu Avrupa”, “Sovyet!” Peki, 1929’dan beri yaşanan en büyük krizde Avrupa’da ve ABD’de ayağa kalkan emekçiler için “Yunan baharı”, “İspanya Baharı”, “ABD’de  “İşgal Et Baharı” diye bir şey duydunuz mu? Zaten bu hafta aynı “bahar”cılar bu kez “kış,” “sonbahar” demeye başladılar! Bu kadar çok dökülen kan ve mürekkep için bir tek yazar çizerden bir tek kelimeyle “özeleştiri” duydunuz mu? Elbette duyamazsınız; çünkü özeleştiri onurlu ve dürüst sosyalistlerin yöntemidir. 20 yıl boyunca, oligarşik diktatörlüğün Soğuk Savaş yapılanmasındaki değişiklikleri “bahar,” “devrim” diye yansıtırken, “Nakşibendi baharı”, “anti-Kemalist Türk devrimi”, “Araplara ve Orta Doğu’ya model ülke” “laikçilik” teorileri döktürenlerden bir teki bile bir tek gün utanç duymamıştır. Birçok eski solcu bu yeni sağ ideolojilere karşı mücadelenin boşa kürek çekmek olduğuna kesinlikle inanmış durumda. Bu yeni inanç çok basit çünkü: Madem SSCB ve Doğu Avrupa’da sosyalist blok çöktü, o zaman eski dünya görüşünün tüm kilit taşlarını ters çevirirsin olup biter. Sanki komünist hareket Kemalizm döneminde iktidarmış gibi, Mustafa Suphilerden başlayarak bir avuç komünistin III. Enternasyonal çizgisine baka baka çizgi arayışını da kemalizmin içine katıp ilerlersin. O zaman 1950’de DP ve ABD koalisyonu sevimli olur. AP, ANAP ve AKP sevimli olur. Askeri darbelerin de muhatapları burjuva politikacılar “demokrat,” devrimciler “ulusalcı,” siyasal islam “demokrasi şampiyonu” olur! Yani çift taraflı ceket gibi, sadece çıkarıp tersini giyersin olur biter! Sonra da “modernleşme”ye karşı çıkarsın!  

Aslında tutarlı olmak gerek. İngiliz sömürgeciliğine karşı kurtuluş savaşında çoğu Batıda ya da Batılı eğitim almış komünist aydınlar kravatlarını, takım elbiselerini atıp geleneksel Hint kıyafetlerine büründüler. Bu muazzam bir protestoydu. Özü ve sözü birdi. Burada tarihi ironi, Mahatma Gandi’nin Hintlilerin üstün ırk olduğuna inanan bir Hintli NAZİ’nin tabancasından çıkan kurşunlarla can vermiş olması. Yani sermaye uluslararası özelliğini korurken, komünistlerin içe kapanmasının tipik bir örneği!

ABD, İngiliz, Fransız ve NATO koalisyonunun askeri müdahalelerinin, farklı bahanelerle de olsa dünyanın en yoksul kitlelerinin, Batı’da beyaz ve mavi yakalı işçilerin, işsizlerin sokağa dökülmesinin tozu dumanı çekildiğinde, dünya çapında bir emek-sermaye çelişkisinin kendisini daha çok hissettireceğini görmemek için çok uğraşmak, “modernleşme”, “öteki,” “araçsallıştarma” gibi yüzlerce kavrama dayalı yeni teoriler üretip yaymak gerekecek. Ben Batılı aydının ve arkasından kendisini Batılı olarak konumlandıran Türk aydının bu görevin de üstesinden geleceğine yürekten inanıyorum.              

Ali Çakıroğlu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder