4 Şubat 2013 Pazartesi

FARC-EP GERİLLALARI İLE BARIŞ GÖRÜŞMELERİ ÜZERİNE-2

GERİLLANIN BARIŞI - KOLOMBİYA

Röportaj:Metin YEĞİN- Merve Tuba TANOK

Şu anda, çok kısa zaman önceye kadar, bize bir terörist örgütlenme diye söz edenler, bir geceden sabaha bakıyorsun 'teröristler' nerede? Bu çok ironiktir Kolombiya Başkanı için. Bu durumda terörist tanımlaması sona eriyor ve ABD de, Avrupa Birliği de bizle, 'terörist örgütlenme' ile bir çıkış arıyor. Hiçbir devlet bir masaya diyolog için oturmaz. Biz devrimci bir örgütlenmeyiz, askeri politik bir örgütlenmeyiz.




FARC-EP GERİLLALARI İLE BARIŞ GÖRÜŞMELERİ ÜZERİNE-1


Röportaj: Metin YEĞİN- Merve Tuba TANOK

 GERİLLANIN BARIŞI - KOLOMBİYA
"Biz diyalogun bir başka etabına geçtik. Gizli buluşmaların ardından, araştırma-inceleme görüşmelerinden sonra bütün bunların sonucu olarak şimdi bir masada buluştuk. Biz ve Kolombiya hükümeti, Kolombiya'nın sosyal problemini sona erdirmek için görüşmeleri kesintisiz olarak sürdürme anlaşmasına vardık."

16 Eylül 2012 Pazar

BİR TEORİK MODA...


Marx, Kırım Savaşı’yla ilgili yazılarında Fransız Devrimi’nin etkilerinin gecikerek de olsa Petrograd ve İstanbul’da da hissedileceğini yazmıştı. 21. Yüzyılın başında “modernleşme” karşıtı teorisyenlerin derdi bu olsa gerek: Fransız Devrimi’yle başlayan burjuva demokrasisi ve özgürlüğünün Batı Avrupa sınırları dışına taşmaması. Bu teorinin tam da Medeniyetler Savaşı’na denk getirilmesi nasıl bir rastlantıysa, bütün anti-sömürgeci, ulusal ve sosyalist devrimler “modernite” başlığı altında olumsuzlanıyor. Ama bu teori ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelenda gibi İngiliz sömürgeciliğinden devrimle kopan ya da İngiliz İmparatorluğu’yla farklı bağlılık ilişkilerini sürdüren ülkeleri içine almıyor. Çünkü medeniyetler savaşında bu modernleşmiş ülkeler tekelci sermaye saflarında.

13 Eylül 2012 Perşembe

GÜNEY AFRİKA İŞÇİ KATLİAMI ÜZERİNE...


Güney Afrika’da İşçi Katliamı’ndan Ufak Ders

Ağustos ayı sonunda Lonmin Marikana Platin Madenleri’nde maden işçilerinin otomatik silah kullanan polisler tarafından öldürüldüğünü televizyonlarda seyrettik. İlk işim hemen Güney Afrika basını ve Komünist Partisi’nin resmi sitesine göz atmak oldu. Ayrıca GAKP’sinin yakın müttefiki YKP’sinin sitesine de göz atıp bu katliamın sertçe kınandığını okudum.  Olay doğruydu ve aynı televizyonlarda naklen seyrettiğimiz gibi olmuştu. Gerek Afrika Ulusal Kongresi ve efsaneleşmiş Mandela, gerekse Güney Afrika Komünist Partisi uzun yıllar Apartheid rejimiyle mücadeleye etmiş yapılardı ve aralarındaki ittifak AUK iktidar partisiyken de sürüyordu.

10 Eylül 2012 Pazartesi

DEVRİM DERSLERİ


Che Guevara, ABD emperyalizminin Küba Devrimi’nden kıtadaki devrimcilerden daha çok ders çıkardığını söylemişti. Gerçekten de ABD kıtadaki müttefiklerini feodal tarımı çözmeyi hızlandıracak bazı “reformlar” konusunda sıkıştırmaya başlamıştı. Zamanın burjuva aydınları herhalde o sürece “Latin Amerika Baharı” derlerdi. Bir tarafta en zalim askeri diktatörlükler, arada bir seçimler, büyük toprak sahiplerini fazla incitmeyen “reformlar,” orduların yanında başka güçleri de ittifaka katma çabası ABD’nin Latin Amerika politikasını şekillendiriyordu. Şimdilerde yapılan Soğuk Savaş tahlillerinde sanki süper güçler arasında bir denge varmış gibi gösteriliyorsa da dünyanın her yerinde fiili süper güç yine de ABD’ydi. SSCB aslında kurulduğu günden beri savunmadaydı. Sadece bağımsızlıklarını yeni kazanmış ülkeler değil, sosyalist ülkelere de pervasızca savaş açabiliyordu. Çin-Tayvan, Kuzey Kore-Güney Kore, Kuzey Vietnam-Güney Vietnam bölünmelerinde ABD fiili savaş cephesindeydi. Domuzlar Körfezi saldırısındaki tutumu bugünkü Suriye saldırısının aynısıydı. ABD’de henüz eski solcu aydınların neocon ideolojiyle iç içeliğini gözlerden gizleyebildikleri yıllardı. Bu yüzden Domuzlar Körfezi çıkarmasında, emperyalist medyada “Castrist-Guevarist”lere, “Küba’da insan hakları ihlalleri”ne sert çıkıp, akla hayale gelmeyen yalanları yaymalarına rağmen, bunları “solcuyuz” diye yapmıyorlardı.

1 Eylül 2012 Cumartesi

1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜNDE EMPERYALİST SAVAŞLARA BİR BAKIŞ...


21. yüzyıl başında emperyalist sömürge savaşları:

Granada, Eski Yugoslavya, Nikaragua, Kolombiya, Irak, Afganistan, Pakistan, Kongo, Liberya, Sudan, Libya, Osetya, Lübnan, Suriye, vb. örnek olaylarından hangisini ele alırsak alalım, ABD ve Batılı emperyalist güçlerin askeri müdahalelerinin bahaneleri hiç bitmez. Ortalama bir sosyalistin yazılı ve görsel anaakım medyanın ideolojik yapısını, psikolojik harekâtlara desteğini bildiğini önvarsayarak belleklerimizi tazelemek istiyorum. Her gazetecilik, tarih araştırmacılığı elbette kaba emperyalizm propagandası amaçlı değildir. Burada bizi ilgilendiren Asya, Afrika ve Latin Amerika’da emperyalist savaşların içeriği ve ana akım medyanın bu içeriği çarpıtma yöntemleridir. Nazi propaganda bakanı Gobbels, bir yalanın ortaya atılarak sürekli tekrarlana tekrarlana diğer alternatifleri nasıl elediğini ballandıra ballandıra anlatmıştı. Nazi propaganda bakanının “Bin Yıllık Reich” inancıyla en kaba ve utanmazca söylediği sözler, ABD’de “Tea Party” ve neoconların, Avrupa’da aşırı sağ ve Neonazi propagandaları dışında bu kadar kabaca seslendirilmez.

29 Ağustos 2012 Çarşamba

21. YÜZYILDA EMPERYALİZM VE SÖMÜRGECİLİK


21. yüzyılda emperyalizm ve sömürgecilikten ne anlıyoruz?

SSCB ve Doğu Avrupa’da sosyalist bloğun çöküşünden sonra, ne yazık ki restorasyonun zafer alayına çok sayıda eski solcu da katıldı. Bunların önemli bir kısmı Türkiye’de işçi ve emekçi hareketini stratejik olarak SSCB’yi ayakta tutma mücadelesine iten Sovyet yanlısı aydınlar, parti liderleri ve üyeleri arasından çıktı. Aslında Türkiye bu sefer de özgün olmamış, Avrupa’dan yayılan dalgaya kapılmıştı. Önce Gorbaçov dönemi sürerken emperyalizm ve sömürgecilik diye bir şey kalmadığı öne sürüldü. “Detant” döneminde barış içinde yan yana yaşamanın uluslararası iz düşümü ABD ve AB emperyalizmleriyle “ulusal” işçi sınıflarını barıştırmaktı. Glasnost ve Perestroyka sloganları döneminde, bu barışma çizgisi en uç noktalara vardı. Sosyalist blok çöktüğünde barışılacak “emperyalizm ve sömürgecilik” olmadığı, insanlığın kapitalist demokrasilerle yaşayacağı söylenerek, kalemler, entelektüel birikimler, ajitasyon ve propaganda araçları hemen yeni efendilerin hizmetine sunuldu. Bu dönemi birebir yaşadığımız için hızla eskiyen ve hemen bir yenisi uydurulan çöküş sonrası restorasyon teorilerini sıralamak mümkün değil.

17 Temmuz 2012 Salı

1970'Lİ YILLAR TÜRKİYE'SİNDEN BİR SİLAHLI PROPAGANDA DENEYİMİ: MLSPB - IŞIK ERGÜDEN


Birikim'in   274. sayısında yayımlanmıştır...


Zeki Yumurtacı'nın anısına...

                                                                                                            “... bir kitaba başlar gibi
koşarken yavaşlar gibi
ölen arkadaşlar gibi
sessiz sitemsiz”
Günlerimiz, Yağmur Atsız


                                                                                                                  

  “Terörist diye adlandırdığınız kişilerin, kendilerine anlatılmasına gerek kalmaksızın, bedensel varlıkları ve düşünceleriyle, kaba zarafetler dünyasında yalnızca kısa süreli parıltılar olacaklarını bildiklerini kabul etmek gerekir. Saint-Just şiddetli ama gelip geçici parıltısını, Kara Panterler parlaklıklarını ve yok olacaklarını biliyorlardı; Baader ve arkadaşları İran Şahı'nın ölümünün habercisiydiler; fedailer de izlerinin göz açıp kapayıncaya kadar silineceğini bilen, havada iz bırakan mermiler gibiydiler.”

Sevdalı Tutsak, Jean Genet.

10 Temmuz 2012 Salı

IŞIK ERGÜDEN İLE DEVRİMCİ ŞİDDET ÜZERİNE...



Ekspress dergisinin 129. sayısında yayımlanmış söyleşi...

Özellikle 1 Mayıs 1977 tartışmalarının ardından, sağın çeşitli renklerinden gazeteciler ve siyasetçiler solun şiddetle hesaplaşması gerektiğini buyurdular, 12 Eylül öncesinde hem sol hem sağ şiddetin derin devlet tarafından kışkırtıldığı tezi yinelendi, bir yandan da -bir ucu darbeciliğe ve ulusalcılığa, bir ucu da PKK’ye erişecek şekilde- solun bütününün şiddet yöntemiyle ilişkili olduğunu kabullendirmeye çalıştılar. Aynı sıralarda, Birikim’de bir yazıyla sol tarihte bir araç olarak şiddeti açıkça benimsemiş örgütlerden MLSPB’nin tarihine girizgâh niteliğinde bir yazı kaleme aldınız. Bu tartışmalar ışığında bu yazıya hazırlanırken muradınız neydi?

31 Mayıs 2012 Perşembe

"DOSTA VEDA"



Hoşça kal Mustafi;

Artık söylenen bu hoşça kalın bir daha söylenemeyeceği bir anda, kafamdan sana bir “obituary” yazmam gerektiği düşüncesini daha fazla erteleyemiyorum. Bu kolay değil; çünkü Hüseyin gülümseyen zenci yüzüyle seni tanıştırdığı 1975 yılında ilk gördüğüm, üzerinde iki boy büyükmüş gibi duran Polis Koleji üniformalı afacan, yaramaz bir delikanlıydı. O zaman 5-6 yaş çok fark ediyordu. Biz 20’li yaşlardaydık. Liseliler hep tıfıl görünürdü ve o dört-beş yaş çok şey demekti. Ve sonra gözümde hep o afacan, yaramaz liseli çocuk gibi kaldın. Biz senin yanında her zamanki gibi “III. Bunalım Dönemi” tahlillerine (o zaman “tahliller” şimdiki gibi “idrar-kan tahlili” değildi) daldığımızdan, önce biraz dinlemiş, akşam içmeye gideceğin gibi bir şeyler söyledikten sonra kalkıp gitmiştin.

30 Mayıs 2012 Çarşamba

"ZAFER, GÜÇ İLİŞKİLERİ ÜZERİNDEN ELDE EDİLİYOR." GEORGE HABBAŞ SÖYLEŞİSİ



GEORGE HABBAŞ İLE GÖRÜŞME; YENİLDİK!..
-1948′de gerçekleşen “Nabka” ile ilgili anılarınız nelerdir?
Georges Habbaş – Bozgun yılı 1948′den önce Beyrut Amerikan Üniversitesinde tıp öğrencisiydim.Üniversitede de derslerim çok iyiydi.Şarkı söyleyip dans etmeyi seven genç bir adamdım.Kendime güzel bir kariyer hazırlıyordum.Hatta, biyokimya profesörüm kendimi araştırmacı olmaya hazırlamamı istiyordu. Sonra birden, 1948 ve ülkemizin parçalanması… Benim için, asla düşünülemeyecek gerçekleşmeyecek bir şey gerçekleşmişti. Aklımdan geçen ilk şey Filistin’e geri dönmek oldu. Ama ne için? Hiçbir askeri eğitimim yoktu ki.

29 Mayıs 2012 Salı

BİR 25 ŞUBAT 1978 YAZISI...


Ölüm övülecek bir şey değildir. Ölümü yücelten ideoloji faşizmdir. İspanya İç Savaşı’nda falanjistlerin ünlü sloganı “Yaşasın Ölüm”dür. Devrimci mücadele insanın yaşamını temel alarak sömürüye, savaşa karşı çıkar. Yaşamı metalaştıran kapitalizmken, yaşamı özgür kılan sosyalizmdir.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

30. YILDA HÜZÜNLE ANILAN BİR 12 EYLÜL...



12 Eylül'ün ilk gecesi (11 Eylül'ü 12 Eylül'e bağlayan gece) Mamak koğuşlarına sessizce girip neredeyse sürüne sürene koğuşları dolaşan cezaevi müdürü ve subaylarının trajikomik manzarasıyla uyanmıştık. Sonrası, Türkiye'nin her cezaevinde, her işkencehanesinde, hücrelerde, mahkemelerde yaşanan trajik öykü..

27 Mayıs 2012 Pazar

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ İÇİN LUCY'YE MEKTUP...



NERDEN GELİP
NEREYE GİDİYORUZ?
Başlangıç
Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne,
kolumuzu uzunlaştırdığımızdan beri bir lobut boyu
ve taşı yonttuğumuzdan beri
yıkan da, yaratan da biziz,
yıkan da yaratan da biziz bu güzelim, bu yaşanası dünyada.
Arkamızda kalan yollarda ayak izlerimiz kanlı,

15 Mayıs 2012 Salı

Felsefe, Diyalektik, Materyalizm (4): Tarih, Tanıdığımız Tek Bilim


(Bu yazı dizisinin, felsefenin bir sosyalist için ne anlama geldiğini tartıştığımız  ilk yazısı, felsefe tarihine önce Hegel, sonra Marx ve Engels’in yaptıkları önemli müdahaleyi tartıştığımız ikinci yazı ve diyalektik ve metafizik arasındaki karşıtlığı incelediğimiz üçüncü yazıdan sonra diyalektik materyalizmin tarihe bakışını, yani tarihsel materyalizmi tartışacağız.)
Biz bir tek bilim tanıyoruz, o da tarih bilimidir,” der Marx ve EngelsAlman İdeolojisi’nde bir pasajda. Bu kısmın üstünün elyazmasında çizilmiş olması, yazarların fikirlerinde değil metnin organizasyonundaki bir değişikliğe atfedilebilir. Bu önemli pasaj şöyle devam eder:

Felsefe, Diyalektik, Materyalizm (3): Metafiziğin ve Diyalektiğin Ayrı Dünyaları



Felsefeden, diyalektikten ve materyalizmden bahis açtığımız bu dizinin ilk yazısında felsefe ne demektir, kim bu kavramdan ne anlar, bizim ne işimize yarar gibi meselelere bakmıştık.
İkinci yazı insanın dünyada ortaya çıktı çıkalı kafasını kurcalayan birlik ve çokluk,değişim ve aynılık gibi sorunlara nihayet Hegel’le birlikte verebildiği anlamlı yanıtı ve bu yanıtın MarxEngels ve ardıllarınca nasıl daha da anlamlı ve doğru kılındığını tartışıyordu.

Felsefe, Diyalektik, Materyalizm (2): Diyalektiğin Yaman Çelişkisi



İnsan, dünya yüzünde insan olarak ortaya çıktığından bu yana, içinde yaşadığı doğaya dair iki karşıtlığı anlamaya, iki karşıtlığın hesabını vermeye çalışıyor.

Felsefe, Diyalektik, Materyalizm (1): Felsefe Ne İşe Yarar?



Bir felsefedir tutturmuş gidiyoruz. 1980 cuntasının ilk yasakladığı kitap Politzer’in Felsefenin Başlangıç İlkeleri’ydi(1).O zamanlar da bugün de birçok devrimci, devrimci teorinin kapısından içeri ‘felsefe’yle, ya da daha kesin konuşacak olursak, diyalektik materyalizmle giriyor.                               
Peki ne işe yarar felsefe dedikleri?
Bu soruya cevap verebilmek için önce başka iki sorunun cevabına ihtiyacımız var:
  1. Felsefe derken ne kastediyoruz?
  2. Felsefe kimin ne işine yarar?

24 Nisan 2012 Salı

ÖRGÜTLEN, ÖRGÜTLEN, ÖRGÜTLEN!..MUMİA ABU - JAMAL SÖYLEŞİSİ

www.yurtsuz.net'ten alıntıdır...


RT, eski gazeteci ve Kara Panter Mumia Abu-Jamal ile ölüm hücresinden çıkarıldığından beri konuşan dünyadaki ilk televizyon kanalı oldu. Abu-Jamal 1981’de bir polis memurunu öldürdüğü gerekçesiyle ömrünün kalanını parmaklıklar ardında geçirecek.


Birçoğu tarafından, aleni bir adli hata olduğu şeklinde değerlendirilen Abu-Jamal davası, dünya çapında dikkatleri üzerine çekti. Savunma makamı, iddia makamının tanıklarının ifadelerinin güvenilir olmadığından dolayı, Abu-Jamal’in suçlamalardan masum olduğunu iddia etti. Onlarca yıldır, destekçileri onun arkasında yer aldılar.

14 Nisan 2012 Cumartesi

FARKLI BİR 1 MAYIS DEĞERLENDİRMESİ...



1 Mayısta Aklın Kitlesel Coşku’ya Hitabı: 

Büyük kalabalıklar, özellikle Taksim’de toplanan yüz binler akşam evlerine döndüler. Herkes sevinçliydi; 1977’de yapılan katliamdan sonra ilk kez “gönül rahatlığı”yla 1 Mayıs kutlanmıştı!

Televizyonlara eski solcu kuşaklardan gelen, ama “eski tüfek” denilemeyecek arkadaşlarımız çok bilgilendirici, gerçekten duygusal açıklamalar yaptılar. Aklıma 1977 1 Mayıs katliamı sonrası yaşananlar geldi. 12 Eylül hazırlık eylemlerinin işaret fişeği olan 77 katliamından 34 yıl aradan sonra ufak hatırlatmalar gerekiyor.