31 Ağustos 2015 Pazartesi

BU DEVLET BİZİM DEĞİL; BİZİ ÖLDÜRMEK İSTEYENLERİN DEVLETİ!

Bu yazı, ilk olarak http://gezite.org/bu-devlet-bizim-degil-bizi-oldurmek-isteyenlerin-devleti/ linkinde yayımlanmıştır. 
Yumuşak eldiven içinde demir yumruğunu, kerim / babacan maskesiyle ceberut yüzünü gizleyen bu devlet bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin devleti.
Katil Devlet
Her toplumsal hadise bir turnusol işlevi görüyor. Çok değil, beş yıl önce referandumda AKP’ye olmadık misyonlar yükleyen “yetmez ama evet” tayfası, mevcut zamanlarda nasıl temizleneceğini şaşırmış durumda. Mediokr bir iktidara sağlanan entelektüel alt yapı –ki AKP’nin mevcut kanaat önderlerinin durumu, o dönem verilen desteğin önemini gözler önüne seriyor- , “ordufobi” üzerine inşa edilen paranoya, şimdi hiçbir anlamı kalmamış savcıları ülkede yaşayamayan davalar, televizyon televizyon dolaşan “marksistorg”lartoplumun azımsanmayacak bir diliminde rıza üretimine olanak sağlamıştı, şimdi vaziyet ortada. “Kendilerinin aynı yerde durduklarını fakat AKP’nin değiştiğini” iddia eden müptezellerle dahi karşılaşmak olası. Bu güruhtan sağlıklı bir özeleştiri görmek mümkün olmuyor.
Sair zamanlar / demir yumruk yumuşak eldiven içinden çıkıyor
Şimdi “başka” zamanlar. Suruç’ta devrimcilerin katledilmesiyle başlayan sürecin buralara geleceği belliydi. AKP  ileri demokrasiden demokrasinin “d”’sini anamayacağı bir duruma geldi. “Milletin iradesi” faşist partinin işini görmezse yok sayılıyor, Reis-i Cumhur makamını işgal eden unsur ülkede yönetimin “fiilen” değiştiğini, bir takım bürokratik işlemlerin kaldığını söylüyor, Kürt illerinde çatışmalar bölgesel askeri baskınlara, silahlı – silahsız ayrımı yapmayan bir katletme iştahıyla devlet terörüne dönüşmüş durumda. Yumuşak eldiven içinde saklanan demir yumruk kendisini fütursuzca gösteriyor.
Olayları temelsiz merkez medya mantığıyla değil de, neden / sonuç ilişkisi kurarak çözümlersek, Kürt Hareketi’nin mevcut kitlesel durumunda 12 Eylül sonrası sınıfsal çelişkilerin bastırılmasıyla baskınlaşan köylü karakterli ulusal çelişkiyle, zorun / silahın volontarizmiyle beraber, devletin Kürt illerinde uyguladığı korkunç baskı da önemli bir etken. Dolayısıyla mevcut süreçten Kürt Hareketi’nin güçlenerek çıkması kuvvetli bir olasılık.
Çelişkiler / ittifaklar
Bir dönem ittifak olarak sol liberalleri görmüş AKP, bu “operasyonel” dönemde faşist milliyetçilerle hemhal halde. Başat ırkçı tavrını / Kürt düşmanlığını içi boş bir bölünme paranoyasıyla perdeleyen MHP zaten AKP’ye bir şekilde engel teşkil edecek bir tavra hiç bir zaman girmedi. Öte yandan askere alınmak için başvuru yapan Vatan Partililer ve medyanın neden / sonuç kurmaksızın pompaladığı “terör hassasiyetinin” sığ sularında kulaç atmaya çalışan bir kitle var. Ayrıca tüm bu hengamede bu güruhun seçim öncesinde HDP’nin AKP ile anlaştığı propagandasını ön plana aldığı unutulmasın.
Siyaset çelişki meselesi. Hakim çelişkin politik duruşunu, söylemini, hedeflerini ve ittifaklarını belirliyor. Hakim çelişkisi –öncelikli olarak- Kürt düşmanlığı, asla tanımlayamayacağı bir terör demogojisi ve ne idüğü belirsiz bir bölünme paranoyası üzerine inşa olmuş partilerin yönlendirdiği kitlelerin AKP teröründe buluşması mantıksız değil, ayrıca kendi içinde tutarlı. Devlete sahip çıkmak gerekiyor.
Bu devlet kimin devleti?
Yalnız burada bir sorun var. Bu devlet kimin devleti? Kerim ve babacan maskesinin altındaki ceberut yumruk yalnızca “teröriste” mi iner? Bu devlet, neden senin devletin? İşçi grevlerini milli güvenlik gerekçesiyle erteleyen devletin milli kaygıları senin “milli” kaygıların mı? Acele kamulaştırmalarla küçük mülk sahiplerinin mülkiyetine el koyup tekellere peşkeş çekerken “adalet mülkün temelidir” yazan mahkeme salonlarında “tekellerin mülksüzleştirilmesini” savunan insanları yargılayan devlet mi senin devletin? Kadınların her gün bir savaş alanı misali yaşadığı tecavüzün, katliamın en azından minimalize edilmesi için gerekli alt yapıyı kurgulamak bir yana, adeta kadınların ölümlerine dibi mumlu davetiye gönderen bu devlet kadınların devleti olabilir mi?
Irmağının akışına hayran olduğun ülkenin derelerini kimler savunuyor, bir bak. Hani “milli” hassasiyetlerin vesilesiyle arada ABD askerlerinin kafasına çuval geçiriyorsun ya, Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçiren ABD’li birliğin komutanının elinden liyakat madalyası alan Genel Kurmay Başkanı’nın başında olduğu bir ordu senin ordun mu?
Örnekleri hayata temas eden her alanda çoğaltmak mümkün. Nihayetinde bu ülke bizim, bu dünya bizim. Lakin bu devlet, bizi öldürmek isteyenlerin devleti. Hayatta kalmak için çelişkilerin doğru tahlilinden başka bir yol yok gibi görünüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder