12 Haziran 2015 Cuma

DEVLET AKLININ KOLTUK DEĞNEĞİ; KOMPLO TEORİSYENLERİ

Yazı ilk olarak şu linkte; http://gezite.org/komplo-teorisyenleri-devlet-aklinin-koltuk-degnegi/ yayımlanmıştır. 
Devlet aklını yeniden üreten komplo teorisyenleri: Kurtuluş, onlara “bir sınıf yukarıdan bakan” anlayışın yoksullar için geliştirdiği teori ve pratikte değil, yoksul yığınların teorik ve pratik alana hakim olmasında.
Dikkat_Komplo_Teorisi_Cikabilir
Hatlar keskinleştiğinde saflar netleşir, tarih bunu gösteriyor. Çağlayan Adliyesi‘nde iki devrimcinin gerçekleştirdikleri eylem, temel refleksleri pür-ü pak ortaya çıkardı. Bu halin somut koşulları üzerinde durmak niyetindeyiz.
Nedir bu temel refleksler?
  1. Eylemin AKP’nin imdadına yetişmesi, baskı koşullarını keskinleştirmesi, İç Güvenlik Yasası‘nın meşruiyet kazanması, seçimleri hedef alması.
  2. Bir MİT yeniği ya da dış mihrak aranması, komplo teorilerinin mantıksızca, hiçbir somut koşula dayanmadan yayılması.

AKP’ye meşruiyet mi lazım?

Birinci madde üzerinde duralım ve şunu soralım: AKP’nin gerçekten bir meşruiyete ihtiyacı var mı? Varsa kimin gözünde bir meşruiyet bu? Ömrü hayatının her gününü stres altında ve kötü koşullarda,  asgari ücrete mahkum geçiren yoksul bir kitlenin gözündeki meşruiyet mi? Yoksa ekonomik ve kültürel olarak bir üst sınıfta kendisine yer edinmiş, sınıf atlamaya değilse bile mülk edinmeye yakın, bir hayat standartı olan, ekonomik herhangi bir talebi sadece tüketim gücünü arttırmaya yönelik bir kitlenin mi?
Yoksul ve AKP’ye oy veren, bu ülkenin nispeten çoğunluğunu temsil eden kitlenin gözünde AKP’nin meşruiyete ihtiyacı olsaydı, hırsızlığı ve katilliği tescilli bir iktidarın ayakta kalma olasılığı gerçekten düşüktü. Yani bir kitlenin gözünde AKP ne yaparsa yapsın zaten meşru.
Demek ki buradaki meşruluk, “AKP’nin baskısı meşruiyet kazandı!” iddiasındaki zümrenin gözünde AKP’nin baskı uygulamalarının kazandığı meşruluktur ki aynı kitlenin bir bölümü 2010 referandumunda mediokr bir iktidara entelektüel zemini hazırlayıp AKP’nin gerekli meşruluğu kazanmasına hizmet etmiştir.
İç güvenlik yasasıyla ilgili hezeyanlar, bu komedinin bir diğer perdesi. Hali hazırda geçmiş bir yasa bu ve “layığıyla” uygulanmaya başlandığında yüksek ihtimalle eylemler biçimsel olarak keskinleşecek.
Seçim meselesine kısaca değinirsek: Mevcut rejimde AKP’nin imdadına yetişecek yegane şey seçimdir, değil ki AKP’nin seçimleri erteletmek ya da yaptırmamak gibi bir derdi olsun. Neticede son yerel seçimlerdeki kepazelik belki de dünya tarihinde az yaşanmıştır. Mevcut seçim sistemi AKP’yi geriletmek bir yana, sürekli güçlendirip diri tutarken, muhalifini umutsuzluğa ve “ne yaparsak yapalım, olmayacak” hissiyatına sürüklemektedir.

Devletin gücünü fetişleştirmek

İkinci maddeye gelirsek; Kurulan komplo teorisinin temeli savcının ilerleme kaydettiği, bunun üzerine devlet erkanının bir organizasyonla savcının ölümüne sebep olduğu gibi bir şey üzerinden kurgulanıyor. Bu noktada nezaket sınırları içerisinde kalmak koşuluyla “Yahu insaf!” demekten başka çare yok gibi.
Standart / sonuçsuz hukuki bir takım işlemleri ilerleme gibi lanse etmenin somut bir sebebi olmalı. AKP döneminde toplumu bir şekilde üst düzeyde meşgul eden hangi davada insanların adalet duygusunu tatmin eden bir netice çıktı? Referandum öncesinde AKP’nin meşru zemin bulmasına vesile olan davalar bir bir çökerken, Haziran İsyanı’nı kapsayan davalar arslan gibi orada duruyor. 
Komplo teorisyenleri, devletin kontrol ettiği asıl güruhtur. Devlete hacminin üzerinde bir güç yüklenerek aciz ve güçsüz düştüğü algısı hızla tersine çevrilir: ‘Devlet kötüdür ama yapacak bir şey yoktur, her şey kontrolündedir!’
Haziran şehitlerinin aileleri AKP’nin savcılarının, hakimlerinin direkt muhatabı, ulaşmak zor değil. Üstelik hukuk sistemine baştan aşağıya hakim bir iktidar, savcıyı görevden alır, olur biter. Yapmadıkları iş mi? Bir takım “derin” işlere ihtiyaçları var mı? Her şey hepimizin gözü önünde tüm aymazlığıyla gerçekleşiyor zaten. [Bkz. Abdullah Cömert’in ağabeyi yazarımız Zafer Cömert’in Savcılar: Devletin koruyucuları yazısı.]
En temelinde, Çağlayan eylemiyle ilgili komplo teorileri alt metin olarak şunu söylüyor: ‘Devletin izni, bilgisi, aklı ve hatta parmağı olmadan şuradan şuraya kuş uçamaz! Devlet öyle mutlaktır ki, aciz düştüğü durumda dahi parmağı vardır!‘ Dolayısıyla, komplo teorisyenleri, devletin kontrol ettiği asıl güruhtur. Devlete hacminin üzerinde bir güç yüklenerek aciz ve güçsüz düştüğü algısı hızla tersine çevrilir: ‘Devlet kötüdür ama yapacak bir şey yoktur, her şey kontrolündedir.’

Mülkü olanı olmayandan koruyan mekanizma: Devlet

Devlet teorisi ne kadar karmaşık gözükürse gözüksün, nettir; devlet mülkü olanı, mülkü olmayandan korumak için organize edilmiş bir mekanizmadır. Hatlar keskinleştiğinde, mülk edinmiş ya da mülk edinmeye aday sınıfsal tabakanın refleksi, sınıfsal ahlakına uygun cereyan ediyor.
Burjuva demokrasisini dahi aratacak bir takım ufak tefek restorasyonları meziyet gören anlayış ülkemizin ve dünyanın yoksullarına sürekli bir mağduriyet rolü biçerken, kendilerine ise bu sürekli mağduriyetin teorizasyonu görevini uygun görüyorlar. Oysa o teorizasyon, reflektif olarak hamlesini ‘devlet-i ali’yi bir şekilde muhafaza etmek‘ üzerinden kurguluyor.

Kurtuluş, yoksul yığınların kendisine “bir sınıf yukarıdan bakan” anlayışın yoksullar için uyarladığı / geliştirdiği teori ve pratikte değil, yoksul yığınların teorik ve pratik alana hakim olmasında.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder